Merhaba,
Bu kez edebi bir kitap okumuyorum. Burada yazılarımı okuyanlar görecek, her tür kitabı okurum diyemem. Kişisel gelişim kitabı okumaya ben yokum. Uygulayamayacağım, oldu ya uyguladım, bir şey elde edeceğime inanmadığım kitaplar bana hiç bir şey kazandırmaz. İyi bir hayat hikayesini, dopdolu bir insanın fikirlerine ortak olacağım edebi bir romanı hiç bir şeye değişmem. Tarihi roman okurum ama düzgün ve akıcı bir dil kullanamıyorsa onu da almayayım. Siyasi kitapların mısır patlağı gibi anında yazılmalarına da anlam veremiyorum, çoğu komplo teorisi zaten. Bir siyasi ünlü mü oldu, elli tane kitap çıkıyor, ne ara yazıyorlar beş yüzer sayfalık bu kitapları... Beni başka hayallere daldıracak, konuya kilitleyecek, müthiş heyecanlandıran yazılar ararım.
Dediğim gibi bu kez kitabım edebi bir roman değil. Bu kez Fransız kadınların içtikleri onca şaraba, yedikleri onca kruasana rağmen nasıl böyle zayıf kalabildiklerini anlatan bir diyet kitabı. Bu çok başarılı diyeti duyduğuma göre Fransızlar yıllarca başkalarından saklamış. Sonunda kitap ilk defa bu yıl İngilizce'ye çevrilmiş ve bu yaz da Türkçe'ye. Çeviri Zeynep Kumruluoğlu tarafından yapılmış. Kitabın çok başında da olsam çeviriyi başarılı bulduğumu söylemeliyim. Bilimsel bir çeviri, tüm cümleler gayet anlaşılır.
Ben 43 kilo, 1.55m. boyunda biriyim. Belki diyete ihtiyacım olmadığını düşünebilirsiniz, ama hepimiz kilomuza dikkat eder olduk, artık balık etine bile kimsenin tahammülü kalmadı. Bakalım Dukan diyetinden sonra kaç kilo olacağım?
İzleyiciler
23 Eylül 2010 Perşembe
22 Eylül 2010 Çarşamba
Çavdar Tarlasında Çocuklar - Bitti...
Bloguma kitaplarımla ilgili yazmaya başlarken aynı zamanda okumaya da başladığım kitabım bitti... Son bölümlere doğru kitapta Holden ve küçük kız kardeşi Phoebe arasındaki ilişki o kadar mükemmel anlatılıyor ki, kopamadım. İşe giderken sabahları serviste hızla okumaya başlamıştım, öyle etkiliyordu ki bu iki kardeş beni... Ofise doğru yürürken Phoebe ile Holden'ı sanki tanıdığımı, sanki bildiğim gördüğüm birileriymiş gibi sevdiğimi hissediyordum. Holden her şeye sinir olan, huysuz bir çocuk gibiydi. Aslında bana kalırsa, derin yaralar onu hayattan soğutmuştu. Ölen kız kardeşini içinde yaşatıyordu mesela. Liseye giden, ergenlik döneminde bir çocuk için yeterince ağırdı. Üstüne yatılı okul... Okulda kendi derinliğine uygun bir arkadaş bulamamıştı. Herkesi hem seviyordu hem sevmiyordu. Koşulsuz sevmeye çalıştığı bir öğretmeni tarafından da tacize uğradı. Buna rağmen Holden doğru bildiğinden şaşmadı. Kimseyle bağrışıp çağrışıp kavga etmedi, olayı açığa vurmadı, öğretmeni rencide etmedi. Holden evine döndü. Ama ailesi bu kez, bunca ağırlığı taşıyamadığını hissetmişti sonunda. Phoebe ise hayallerimin kız kardeşi. Yakası filli pijamasıyla o şirin kızı hayal ediyorum da, Holden'ın dediği gibi, bitiyorum ona:)
SONUÇ:
Kitap kesinlikle okunması gerekenler listesine girer.
Başlarda bir çok kitap gibi aşırı sürüklemeyebilir.
Çeviri bir çok çeviri kitaba göre başarılı. (Coşkun Yerli)
SONUÇ:
Kitap kesinlikle okunması gerekenler listesine girer.
Başlarda bir çok kitap gibi aşırı sürüklemeyebilir.
Çeviri bir çok çeviri kitaba göre başarılı. (Coşkun Yerli)
16 Eylül 2010 Perşembe
Çavdar Tarlasında Çocuklar - Sona yaklaşırken
Merhaba,
"Çavdar Tarlasında Çocuklar"a devam ediyorum. Holden hakkında artık yavaş yavaş karar vermeye başladım. Bu çocuk zengin ama kişiliği gelişmemiş, korkak bir ergen. Hayata dair büyük beklentileri ya da hayalleri yok. Tek derdi günü geçirmek ve bu sırada ezilmemiş, eğilmemiş bükülmemiş olmak. Yaşıtı çocukların yüzde doksanından farksız. Kitabın sonuna gelene kadar tam bir yorum yapmayacağım. Buraya en son yazdığımdan beri, sürekli olaylar oluyor ama çok da kayda değer değil. Bir hayat kadını ve onu Holden'a pazarlayan asansörcü tarafından dolandırıldı, sıradan bir kız arkadaşına evlilik teklifi etmeye çalıştı, küçük kız kardeşlerini özledi -bir kızkardeşi ölmüş- ama hep korkaktı, yaptığı her şeyi istemeden yapıverdi. Bitimine az kaldı. Başucumda okuyacağım o kadar çok kitap var ki... Bundan sonra ne okuyacağıma karar vermem bile günümü alabilir. Kitap bitsin, esas yorumlarım çokk yakındaa...
"Çavdar Tarlasında Çocuklar"a devam ediyorum. Holden hakkında artık yavaş yavaş karar vermeye başladım. Bu çocuk zengin ama kişiliği gelişmemiş, korkak bir ergen. Hayata dair büyük beklentileri ya da hayalleri yok. Tek derdi günü geçirmek ve bu sırada ezilmemiş, eğilmemiş bükülmemiş olmak. Yaşıtı çocukların yüzde doksanından farksız. Kitabın sonuna gelene kadar tam bir yorum yapmayacağım. Buraya en son yazdığımdan beri, sürekli olaylar oluyor ama çok da kayda değer değil. Bir hayat kadını ve onu Holden'a pazarlayan asansörcü tarafından dolandırıldı, sıradan bir kız arkadaşına evlilik teklifi etmeye çalıştı, küçük kız kardeşlerini özledi -bir kızkardeşi ölmüş- ama hep korkaktı, yaptığı her şeyi istemeden yapıverdi. Bitimine az kaldı. Başucumda okuyacağım o kadar çok kitap var ki... Bundan sonra ne okuyacağıma karar vermem bile günümü alabilir. Kitap bitsin, esas yorumlarım çokk yakındaa...
8 Eylül 2010 Çarşamba
Bugünkü alışverişim
Şimdi arkadan Attila İlhan'ın sesinden Pia'yı dinliyorum. Fotoğrafla ilgisi olmasa da aşağıya, benim şu anımı anlattığı için Pia'nın sözlerini yazıyorum. Çook sevdiğim bir şiirdir...
ne olur kim olduğunu bilsem pia'nın
ellerini bir tutsam ölsem
böyle uzak uzak seslenmese
ben bir şehre geldiğim vakit
o başka bir şehre gitmese
otelleri bomboş bulmasam
içlenip buzlu bir kadeh gibi
buğulanıp buğulanıp durmasam
ne olur sabaha karşı rıhtımda
çocuklar pia'yı görseler
bana haber salsalar bilsem
içimi büsbütün yıldız basar
bir hançer gibi çıkıp giderdim
ben bir şehre geldiğim vakit
o başka bir şehre gitmese
singapur yolunda demeseler
bana bunu yapmasalar yorgunum
üstelik parasızım pasaportsuzum
ne olur sabaha karşı rıhtımda
seslendiğini duysam pia'nın
sırtında yoksul bir yağmurluk
çocuk gözleri büyük büyük
üşümüş ürpermiş soluk
ellerini tutsam pia'nın
ölsem eksizsiz ölürdüm...
Çavdar Tarlasında Çocuklar'a devam
![]() |
| Şu an okuduğum kitabın kapağı |
Dün gece Holden'ın hikayesini yalnızca 4 sayfa okuyabildim. Holden, Pencey sonrası New York'ta bir otele yerleşti. Otelde ona tuhaf gelen insanlarla karşılaştı.Kimse pencereyi kapatmamıştı,herkesi görebiliyordu. Mesela bir odada seçkin görünen,yaşlı bir adam soyunup kadın giysileri giyiyor ve odada yalnız başına dolaşıyordu. diğer bir odada ise bir kadın ve bir erkek ağızlarına aldıkları içkileri birbirlerine püskürtüyordu, Holden için bu cinsel sapıklıktı. Otelde durduğu yerde içinden Jane'i aramak geldi. Bir partide tesadüfen tanıştığı Princeton'da okuyan birinin, ara sıra hayat kadınlığı yaptığını söylediği bir kadındı Jane. Aradığı gece buluşmak için müsait değildi Jane, başka bir gece içinse istekliydi. Holden da yalnız o gece müsait olduğunu söyleyerek telefonu kapattı...
10.bölüme bu akşam geçiyorum,size yine bir özet yazacağım. Aslında özet yapmaktansa yorumlarımı yazmak istiyorum. Ama bir yandan da kitabı çok eskiden okumuş kişilere ufak hatırlatmalar yapmak. Üstelik ben de okuduğum kitapların konularını zaman içinde unutabiliyorum. Artık bir blogum var ve notlarım hep burda olacak:)
7 Eylül 2010 Salı
Çavdar Tarlasında Çocuklar - J.D.Salinger
-> Şu günlerde Salinger'dan "Çavdar Tarlasında Çocuklar"ı okuyorum. Baş karakter Holden. Henüz 65.sayfadayım.Yapı Kredi Yayınlarından yayınlanan kitap 198 sayfa. Çeviri Coşkun Yerli'ye ait. Holden ile hiç bir kişisel yakınlığım yok, bu bir artı olabilir, yorumsuzca izliyorum yaptıklarını.
Holden okuduğu Agerstown-Pennsylvania'daki okulu Pencey'den atıldı. 65.sayfaya kadar, bu okuldaki bazı arkadaşlarıyla ilişkileri anlatıldı. Şimdi evine dönme zamanı. Ancak okuldan atıldığı belli olmasın diye bayrama kadar bir otelde kalıyor. Bir kız kardeşi var ismi Phoebe, abisi D.B ise yazar ve aileden ayrı olarak Hollywood'da yaşıyor. Holden her iki kardeşini de çok seviyor gibi şu ana dek,anne babası ile ise sorunları var gibi. Şu ana kadar Holden'ı tanımış sayılmam. Kendisini seks düşkünü ve yalancı olarak tanımladı bile. Arkadaşlarıyla ilişkileri ise kaba bana göre. Kültürel farklılığımız olabileceği için onun hakkında tam değerlendirme yapamıyorum. Yurtta son gecesinde bir arkadaşına daktilosunu satmak için gece yarısı onu uyandırıyor, bu yüzden arkadaşının bozulmasına da şaşırıyor üstelik. Dediğim gibi, ben bu olayda arkadaşını haklı bulan bir kültürden geldiğim için Holden'ı doğru değerlendiremiyor olabilirim.
Abisi gibi edebiyata karşı yetenekli olduğu halde Pencey dışında 3okuldan daha başarısızlığı nedeniyle kovulmuş.
Kitap 1945 ve 1946 yıllarında "Gönülçelen" ismiyle seri olarak yayınlanmış. Ben 84 doğumlu biri olarak, Hürriyet gazetesinde Ertuğrul Özkök ve Yonca Tokbaş sayesinde kitapla tanıştım. Yalnız dikkatimi çeken kitabın bu yıl yıldızının tekrar parlaması oldu. En çok satan kitaplarda eseri görebilirsiniz. Bunun nedenini henüz bilmiyorum. Köşe yazıları gerçekten Türkiye'de bu kadar etkili mi?
Kitabı okudukça burada hakkında kısa notlarımı yayınlıyor olacağım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

